TÜRKİYE EKONOMİSİNİN GÜNCEL SORUNLARI

Bir ülkenin genel olarak ekonomik durumunu anlamak ve betimlemek için öncelikle o ülkenin makroekonomik verilerine bakmamız gerekir. Yurtiçi ve yurtdışı yatırımcıların, yatırım kararları çoğunlukla bu verilere göre yapılmaktadır. Makroekonomik verilerin dönemler arasındaki değişiminin belirli bir aralıkta olmaması bir sorundur, biz buna ‘’İstikrar Sorunu’’ diyoruz. Ülkeler ekonomilerindeki istikrarı görüntülemek için geçmiş dönemlerdeki büyüme, istihdam, enflasyon ve cari açık gibi verilerle, şu anki verilerini kıyaslarlar ve olağanüstü bir sosyal ya da ekonomik durumla karşılaşmamışlarsa bu verilerde yüksek bir sıçrama ya da düşüş görmek istemezler çünkü bu durum ekonomik istikrarsızlık demektir. Türkiye’de de makroekonomik veriler belirli bir seyir izlememekte, ekonomik istikrarsızlık yaşanmaktadır. 2019-2020 yıllarının ve yakın tarihlerin en büyük makroekonomik sorunları ve istikrarsızlığa yol açan verilerini bizlere faiz, enflasyon ve işsizlik net bir şekilde göstermektedir.

Faiz, para politikasının en önemli araçlarından biridir. Türkiye’de yakın tarihte, 2018 erken seçim kararı alındığından beri Türk Lirası-Döviz piyasalarında önemli bir dalgalanma yaşanmıştı. Döviz kuru artışı hızlandı ve Merkez Bankası’nca Nisan sonlarında geç likidite penceresi faiz oranı arttırıldı ve USD/TL kapanışı 4.1025 olarak gerçekleştirdi. Mayıs sonunda Merkez Bankası bu faizin artışını iki katına çıkararak %16,5’e yükseltti ve kur kapanışı 4.6077 ile yaptı oysa bu oran yılbaşında 3.90’dı. 2018 yılından bu yıla geldiğimizde 23.04.2020 tarihinde geç likidite penceresi faiz oranının %11,75 ve döviz kurunun 6,98 seviyesinde olduğunu görüyoruz. Merkez Bankası, ‘’evinin her kapısı çaldığında, hırsız var zannedip’’ faiz silahını kullanmakta, her duruma farklı ekonomik araçlarla değil, farklı faiz oranlarıyla cevap vermektedir. Pandemi durumunda da bunu görmekteyiz: ‘’Merkez Bankası, Korona virüsünün ekonomiye etkilerini azaltmak adına politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 9,75’ten yüzde 8,75’e indirilmesine karar verdi.’’ Sözcü Gazetesi, Haberler, Ekonomi, 22.04.2020. Bu makroekonomik verilerin istikrarsızlığına ve devamında bir dizi soruna yol açmaktadır.

Yukarıda görmekte olduğumuz tablo Türkiye’nin yıl ve aylara göre enflasyon oranlarını vermektedir. 2005-2006 yılları arasında %8 seviyelerinde seyreden enflasyon oranı 2006 sonu ve 2007 başlarında sert bir artış yaşamış ardından gelen yıl, tekrar kendini tekrar %8 seviyelerine çekmiştir. Bu artış ve azalış durumunu her takip eden dönemde görmekteyiz hatta ekonomimizin enflasyon oranlarında 2017-2018 döneminde göreceğimiz gibi dönem başı ve sonunda neredeyse %4’lük bir fark bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinde enflasyon oranları hem yüksek seyrederken hem de bu yükselme ani artışlarla gerçekleşmektedir. Bunun nedeni ön görülemeyen ekonomik durum dolayısıyla oluşan talep enflasyonu, hem de dışa bağımlılığımızdan kaynaklanan maliyet enflasyonudur.

Türkiye’de güncel olarak gördüğümüz en önemli ekonomik sorunlardan biride işsizliktir. İşsizliğin bu denli büyük bir sorun olmasının sebebi, bu sorunun ekonomik bir problem olmasının yanı sıra sosyal bir boyutunun da olmasıdır. Türkiye İstatistik Kurumu, Ocak 2020 verilerine göre, işsizlik oranı %13,8’dir. Genç nüfusta işsizlik oranı %24,5’tir ve gençlerin sadece %31’i istihdam edilmektedir. Bu durumun vahimliğini betimlemek için karşılaştırma yapabiliriz: Almanya’nın Ocak 2020 tarihli işsizlik oranı, %3,2; Fransa’nın Şubat 2020 tarihli işsizlik oranı %8,1; Hollanda’nın Şubat 2020 tarihli işsizlik oranı %2,9; Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Ocak 2020 tarihli işsizlik oranı %6’dır. (Veriler Google Public Data’ya aittir.) Bu karşılaştırmada görmekteyiz ki işsizlik oranımız içler acısı durumdadır. İşgücü bir kaynaktır ve Türkiye bu kaynağını uzun zamandır boşa harcamaktadır. Özellikle 15-24 yaş grubunun oluşturduğu genç işsizlik oranının bu denli büyük olması bize bazı sosyal verilerde vermektedir. Daha önce bahsettiğim gibi Genç nüfusun sadece %31’lik kısmı istihdam edilmektedir bu grubun içerisinde ortalama 22-23 yaşlarında üniversiteden mezun olan kişilerin olduğunu bilmekteyiz bu ekonomik veride bizlere mezun olan kişilerin ilk 2 yıllarında sadece %10 ile 15’lik bir kısmının iş bulabildiğini göstermektedir. Türkiye’de işsizliğin birden fazla sebebi vardır. Örneğin kırdan kente göç devam etmekte fakat bunun yanı sıra sanayileşmenin yavaş kalması gibi bir yapısal sorun vardır. Bunun yanı sıra Türkiye’de işsizliğin yoğun olduğu demografik gruplar vardır istihdam politikaları bu gruplara göre şekil almalı, bu grupların işgücüne katılımının orta ve uzun dönemde nasıl artırılabileceğine odaklanmak yerinde olacaktır. Bir taraftan da ülkemizde kalkınmadan çok rakamsal veriler sunmak için önem gösterilen büyümenin en önemli silahı inşaat sektörü yerine eğitimli iş gücüne imkan sunacak ve kalkınmamızda rol oynayacak sektörlere yönelim gösterilmeli ve bu sektörlere işsizlikle boğuşan zaten eğitimli bireyler yerleştirilmeli ve yeni dünyanın gerekliliği teknolojinin sektörlerine eğitimli bireyler yetiştirilmelidir.

BURAK CANDAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s